Sabahın ilk oksijeni camı açar açar açmaz dolar içime.
Civanperçemi kokusu sarardı her yeri.
Bahçemizin en nadide çiçeği papatyalara arılar konar kelebeklerle mücadele haşin geçerdi.
Fasulyeler sırıklara dolanırdı urgan urgan, Rüzgara kulak veren domateslerin boynu bükük.
Yüzü yarılmış toprağın üstünde naneler misler gibi kokarken,
Kiraz dalına tırmanan karıncaların nimet mücadelesi en bereketlisi olanıydı.
Pınarın iplik gibi akan şırıltısı karışır cırcır böceğinin sesine , dere aşağı yarpuz kokar taşların arası.
Kantaronlar selam salmış karşı yakadan , kekliklere yuva olmuş geven dikeni.
Kekik kokan dağların sırtında kartallar uçar,
Firiğe durmuş nohut tarlasında yuvalanan tavşanlar kaçışır yukarı yukarı,
Kıvrıla kıvrıla uzayıp giden tozlu yollarda yürürüm,
Yağmuru görünce havaya hapsolan çamur kokusu,
Yuvarlanıp gelmiş bir ardıç kütüğüne yaslanırım, küçük bir mola zamanı.
Nefes nefese ensemde vınlayan katran ağacının dalları,
Gölgesi serin üşürüm biraz , belime bağladığım hırkam dökülürdü omuzumdan aşağı .
Zirvede nede güzel manzara en ufacık sesler bile sanki yanımda oyuncak gibi insanlar….
Cıvıl cıvıl çocuk sesleri cami avlusunda ,
Nede güzel gök yüzü, nede güzel bulutlar, güneş öyle doğar ki coşar bütün kuzular.
Zülay ÇETİN

Bir Cevap Yazın