Yağmurlu bir sahanın alacakaranlığında başladı hayat bu gün akmaya. Öyle ayaz soğuk değildi ortalık, her zamanki gibi griye bulaşmış bulutlar, cehresi muşmulaya dönmüştü gökyüzünün. Evet evet aynen böyle… Normalde pek sevdiğim havalardır bunlar benim ama nedense bana bu gün böyle hissettirdi. Sanki bunamış da ne yaptığından haberi olmayan huysuz bir yaşlının nazı niyazı gibi, karışık ve öfkeli…
Şehrin caddeleri vızır vızır şarpıl şurpul ediyor otomobiller geçtikçe asfalta biriken yağmur suları. Öfkesini alamamış Arap atı gibi çiğneyip geçiyordu yanı başımdan arabalar. Suratıma suratıma tokat atıyordu sanki çarparak geçtiğim ıslak ağaç dalları.
Bir süre avare avare gezgin oldum. Bir uçurumun kenarındaydı hayallerim öylece izledim aşağıyı . Kayalıkları tokatlıyordu şimdide deniz, kimin kime gücü yeterse işte. Fırlattım son umudumu bir kucak defne ağacının dalıyla birlikte. Yükümde yoktu artık umudumun tükenmiş çığlıkları gibi. Şimdi iyi gider dedim bu havaya bir türkü. Taktım kulaklığımı verdim sırtımı dünyaya, oturdum yere yaslandım bir sakız ağacının gövdesine , bıraktım saçlarımı rüzgara…. Bastım düğmeye “Yar aydın gönül yar aydın “
Zülay ÇETİN
Yaraydın gönül yaraydın
Her yer karanlık, yar aydın
Hem ilaçtın hem yaraydın
Sırrımı deşip yaraydın
Yaraydın gönül yaraydın
Azığım zehir
Bineğim gamdır
Yaram yarimdir
Yarim yaramdır


Bir Cevap Yazın